MENÜ

Zaralı Halil (SÖYLER)

         Zaralıların radyodaki türkü programları sırasında defalarca "iste Halil Emminin türküsü!" diye birbirlerine hatırlatmalarına sebep olan Halil Söyler Sivas’ın (Zara’nın) yetiştirdiği en önemli yöre sanatçılarından birisidir.
         Zaralı Halil 1906 yılında zayıf bir çocuk olarak dünyaya gelir. Ömür boyu yakasını bırakmayan bu çelimsizlik nedeni ile İnce Halil olarak da bilinmiştir. Önce annesini sonra da babasını kaybedince on dört yaşında Sivas'ta Yetiştirme Yurduna yerleştirilmiştir. Burada bağlama çalmayı öğrenmiştir.
Müzik formasyonunda Sivaslı Hafız Halid, Feryadi Hakki ve Divrikli Nuri (Üstünses) önemli rol oynamışlardır. Daha sonra ustalık zamanında devrinin diğer ünlü isimleri Malatyalı Fahri, Erzincanlı Şerif ve Diyarbakırlı Celal ile meşk etmiştir.
         Yaşadığı dönemin en iyi icracılarından olan Zaralı Halil, yaşamı boyunca pek çok halk türküsü dile getirmiş, genellikle çevresinde meydana gelen ya da başından geçen olayları eserlerinde bizlere nakletmeye çalışmıştır. Zaman zaman o devrin ünlü sanatçılarının ve meşk ettiği sanatçıların da eserlerine icra etmiştir. Kendisine ait türkü ve uzun havalarda yine zamanın güzide sesleri plak yapmışlardır.
         Zaralı Halil'in eserlerini radyoda Neriman Altındağ, Nermin Yapar, Zehra Bilir vb. bir çok THM sanatçıları icra etmişlerdir.
İnce Halil 1964 yılında vefat etmiş, geride esi Kamer Hatun ve sekiz çocuğunu bırakmıştır.
 
          Türkülerinden Seçmeler:
Karlı dağlar karanlığın bastı mı?
Kahpe felek ayrılığın vakti mi?
Karlı dağlar ne olur ne olur
Asker ağam gelse yaralarım ey(i) olur
Bir bulut kaynıyor Sivas elinden
Ucu telli mektup geldi yarimden
Karlı dağlar ne olur ne olur
Asker ağam gelse yaralarım ey(i) olur
Allah su askere ömürler vere
Tezkeresin alıp geriye döne
Karlı dağlar ne olur ne olur
Asker ağam gelse yaralarım ey(i) olur
KÖSE DAĞI
 
            Kösedağ dediğin büyük manzara
            Bir yanı Suşehri bir yanı Zara
            Otur çiçekliye zülfünü tara
            Çekil duman Kösedağ'ın başından
            Av edelim kekliğinden kuşundan
 
            Kösedağ başında acı su çoktur,
            Tatlı su başında menekşe çoktur
            Böyle güzel yayla bir yerde yoktur
            Çekil duman Kösedağ'ın başından
            Av edelim kekliğinden kuşundan
 
            Kösedağ yüksektir Zara engini,
            Yaylaya çıkarlar fakir, zengini,
            O güzel çiçekler dökmez rengini,
            Çekil duman Kösedağ'ın başından.
            Av edelim kekliğinden kuşundan
 
            Kösedağ başında yayılan taylar
            Var mı benim gibi emeği zaylar
            Sizde duydunuz mu yıldızlar, aylar
            Çekil duman Kösedağ'ın başından.
            Av edelim kekliğinden kuşundan
 
            Kösedağ başında kar bölük yatar
            Kızılırmak coşmuş köpükler saçar
            Peynirini kaymağını ucuza satar
            Çekil duman Kösedağ'ın başından
            Av edelim kekliğinden kuşundan
 
            Zara eli derler benim durağım
            Evvel yakındım şimdi yırağım
            Yanmaz iken yanar şimdi yüreğim
            Çekil duman Kösedağ'ın başından
            Av edelim kekliğinden kuşundan
 
            Kösedağ Süleyman'ı duman bürüdü
            Anuklu'da kar kalmadı eridi
            Kırat menzilini aldı yürüdü
            Çekil duman Kösedağ'ın başından
            Av edelim kekliğinden kuşundan
 

            Ezim ezim eziliyor yüreğim

           (Diyarbakırlı Celal'i ziyarete gittiğinde hastalanmış ve bu uzun havayı yakmıştır)

Ezim ezim eziliyor yüreğim
Çok yalvardım kabul olmaz dileğim (vay)
Ben ağlarım doktor ağlar, dert ağlar
Haram oldu yari gördüğüm çağlar
Laleli, sümbüllü, ah ne güzel bağlar
Telgrafın direkleri dört olur
Sen ağlama yüreğime dert olur (vay)
Ben ağlarım doktor ağlar, dert ağlar
Haram oldu yari gördüğüm çağlar
Laleli, sümbüllü, ah ne güzel bağlar
          Bir tel verdim Diyarbekir’e valiye
          Haber gelir Çarşambaya Saliye (vay)
          Ben ağlarım doktor ağlar, dert ağlar
          Haram oldu yari gördüğüm çağlar
          Laleli, sümbüllü, ah ne güzel bağlar
 
          Türk Halk Müziğinin güçlü seslerinden biri olan Zaralı Halil, 1906 yılında Sivas'ın Zara ilçesinde doğdu. Asıl adı Halil Çataltepe'dir. Ancak zamanın kaymakamının ısrarı üzerine Çataltepe olan soyadını "SÖYLER" e çevirmiştir.
 
          Zaralı Halil, ailenin 3. Çocuğudur. Kendisinden büyük iki ablası vardır. Halil doğunca erkek evlatlarının olduğu düşüncesiyle ailesi çok sevinmiştir.
 
          Zaralı Halil zayıf bünyeli bir çocuktu, çabuk hastalanan, nazik bir ünyesi vardı. Annesi Gülsüm Hanım onun sağlıklı olması için her türlü çabayı harcıyor, "inşallah bu incik ölmez" diye dua ediyordu.
Öksüz kalan Halil, bir daha rahat yüzü görmez. Babası Halil İbrahim de kayalardan balyozla taş kırmaya çalışırken taş yığınlarının altında kalarak sakatlanır. İki yıl tedavi görürse de sonunda o da hayata gözlerini yumar.
 
         Annesiz ve babasız kalan Halil, Sivas Yetiştirme Yurduna yerleştirilir. Halil yurda yerleşmekle yepyeni bir hayata başlar. Dayanışmayı, paylaşmayı, grupla bir arada yaşamayı öğrenir.
Dört yıl kaldığı yurtta saz çalmayı öğrenir. Sanatçı kişiliği ortaya çıkar. Zara'ya geldiğinde Zaralılar onu yalnız bırakmazlar, hemşehrilerine kucak açarlar, bağırlarına basarlar.
 
         Saz çalmayı gittikçe geliştiren Halil, sesinin de güzelliği ile sıra gecelerinin, düğünlerin, eğlence merkezlerinin aranılan insanı olur. Annesi ona hep "incik" derdi. Bu incik halk arasında, kişiliğine de uygun olarak "ince"ye dönüştü. Artık adı Sivas'ta "İnce Halil" olmuştu. Herkes ondan "İnce Halil" diye bahsediyordu.
İl dışında ise adı Zaralı Halil'di. O yıllarda herkes doğru yer ile anılırdı. Diyarbakırlı Celal, Malatyalı Fahri, Divrikli Nuri Üstünses gibi...
 
Sırtı kamburdu Halil'in. Hatta o sıralar Sivas'ta Halil'in sesinden güzelliği ve gürlüğü sırtındaki kamburundan geliyor derlerdi.
 
         Halil şöhretini pekiştirmek üzereyken bu sefer de askere alınır. Askerde de kendisini gösterir. Orada düzenlenen her eğlenceye salit olarak çıkar. Ama Halil hastadır. İçkiye düşkünlüğü vücudunu iyice yıpratmıştır. Gördüğü tedaviler onu iyileştirmez. Hastalık raporu alarak memleketi Zara'ya döner. Askerliğini de zar zor raporla, izinli bitirir. Önce Suşehri, Sivas, Erzurum gibi yerlerde kendini göstermeye başlar. Gittiği her yerde büyük ilgi görür, sesi çok beğenilir.
 
        Artık büyük şehirlere açılma zamanının geldiğini düşünür. Kendisini çok seven ve beğenen manifaturacı Şükrü Efendi onun elinden tutup İstanbul'a götürür. Bir p lak şirketiyle anlaşır. Plak şirketi plak doldurduktan sonra vaat ettiği parayı vermez, mahkemelik olurlar. Ancak Halil'in doldurduğu plak büyük ilgi görür, Plakları yok satar. Şöhreti tüm ülkeye yayılır. Artık Halil plakçıların değil, plakçılar onun peşindedir. Eğlence dünyası onu Diyarbakırlı Celal ile Erzincanlı Şeref'le birlikte anmaya başlarlar. O günkü sanat dünyasının önde gelen isimlerinden Zehra Bilir, Muzaffer Akgün, Nurettin Dadaloğlu gibi dev sanatçılar Zaralı Halil'i grupları içine alıp yurt turnesine çıkarlar.
 
          Şöhreti arttıkça Zaralı Halil'in içkiye düşkünlüğü de artar. Evini, ailesini, çocuklarını aramaz olur. Yedi yıl memleketine uğramaz. Ailesi ona hasret kalır. Sağlığı iyice bozulan Halil, sonunda yalnızlığa ve bekarlığa dayanamaz, memleketine döner. Ama hastalığı ilerlemiştir. Hiçbir tedavi onu iyileştirmez.
          Sonunda 15.01.1964 tarihinde Zara'da hayata gözlerini kapar...
ihsanozturk.com
 

DUYURULAR
İSTATİSTİKLER