MENÜ

MERSİN - MURT- HAMBELES

MERSİN - MURT- HAMBELES
           
                                                                                                                                           Dr. Halil ATILGAN
 
Murt rakımı yüksek olan yerlerde yetişmeyen, yaprağını dökmeyen Akdeniz bölgesinin özellikli maki türlerindendir. Farsça “mürd” sözcüğü Türkçede murt olmuştur. Orijinal adı Myrtus communis’tir. Sözcüğün aslı Yunancadır. Mort, murt, sazak ağacı olarak da bilinir. Mersingiller familyasındandır. Çok çeşidi vardır. Çeşitlerinin genel adı da Mersin'dir. Kaynaklarda bitkinin ana yurdunun Amerika, Avustralya, Yeni Zelanda olduğu ifade edilmektedir. Bodur bir maki olmasına rağmen budanırsa boyu 2,5 metreye kadar uzar. Asıl adı Myrtus communis olan bizim de hambeles – murt dediğimiz bitki Akdeniz sahillerinde çokça yetişir. “Üst yüzeyinde pek çok saydam nokta (yağ bezeleri) bulunan yaprakları sert, meşinimsi, kenarları düz, küçük, üzeri koyu yeşil, altı daha açık yeşil, ortası çizgilidir”. Her mevsimde yeşilliğini koruması çevresine ayrı bir güzellik katar. Yurt genelinde mersin olarak bilinmesine rağmen Akdeniz sahillerinde hambeles ve murt olarak tanınır. Hambeles Arapçadır.  Murt yaprağına 'bahar’ diyen yerlerde vardır.
Murt yaz ortasında çiçek açmaya başlar. Çiçeği beyaz, erkek organı ise altın rengindedir. Çok güzel kokar. Çiçekleri yuvarlak kesitli, dalları kırmızımtıraktır. Bitki ikinci yılında dal budak salarak odunlaşmaya başlar. Odunlaşan dallar bej rengini alır. Başlangıçta etli ve beyaz olan meyveleri olgunlaştıkça koyu mavi-siyah renge dönüşür. Dalları, yaprakları, meyvesi çok hoş kokar. Döktüğü tohumlarla kendiliğinden ya da gövde çelikleriyle ürer. Yaprağında, çiçekli dallarında, reçine, acımtırak maddeler, uçucu yağlar, meyvesinde ise bol miktarda A vitamini, tanen, şeker ve asit vardır. Taze yapraklar defneyaprağı gibi etli yemeklerde kullanılarak çeşni katması sağlanır.
 
Osmanlıca Türkçe sözlükte murt Farsça, ölmüş hayvan anlamında, Türk Dil Kurumunun Derleme Tarama Sözlüğünde ise:
 
Tirebolu’da donakalmış,
Çaycuma, Devrek, Araç’ta suratı asık öfkeli,
Kerkük’te bir çeşit bitki,
Adana, Mersin, Trabzon, Osmaniye, Rize’de kesilmeden ölmüş hayvan,
Kilis’te yeni doğmuş çocuğun başına serpilen kokulu bir bitki
Isparta Yalvaç’ta dolu,
Burdur, Tefenni, Gölhisar, Acıpayam’da parasız elde edilen,
Nevşehir’de taşlarla oynanan bir çocuk oyunu,
İskilip’te akarsuların getirdiği birikinti,
Samsun ve Çarşamba’da kahve telvesi,
Bafra, Merzifon, Sungurlu, Çorum’da sıvıların dibine çöken tortu olarak ifade edilmektedir.
 
Çorumlu Halk Ozanı Şekip Şahadoğru üç dörtlük olarak okuduğu bozlağının ikinci dörtlüğünde “murt” sözcüğünü yöredeki anlamıyla ne güzel ifade etmiş.
 
Yıllardır halimden anlamayan yâr
Demedim kimseye dert bende kaldı
Gönül beşiğimi sallamayan yâr
Kalleşlik o yârde mert bende kaldı

Aşkın ile diyar diyâr dolaştım
Mecnun gibi çölden çöle yoldaştım
Aşkın şarabının ağzını açtım
Yâr yüzünden içti murt bende kaldı

Bu aşka düşene delidir derler
Ne yazık Şekiple kapalı sırlar
El ele verip de gezdiğimiz yerler
Terk etti sılayı yâr yurt bende kaldı
 
Görüldüğü gibi “murt” sözcüğü değişik yörelerde farklı anlamlarda da kullanılmış, halk ozanlarının dizelerine dahi yansımıştır.
 
Murt- mersin ve hambelesle ilgili şimdiye kadar kurum ve kuruluşlarca ciddi bir araştırma yapılmamış, sağlık bakımından yararları tespit edilerek toplumun hizmetine sunulmamıştır. Kaynakları taradığımızda konuyla ilgili ciddi araştırma Sn. Doç. Dr. Recai Ogur tarafından gerçekleştirilmiş. Doç. Dr. Recai Ogur “Mersin Bitkisi (Myrtus communis l.) Hakkında Bir İnceleme” adlı araştırma yazısında bitkinin tarihçesini, insan hayatındaki yerini, önemini özellikleriyle dile getirmiş. Bu yazıyı hazırlarken biz de onun tespitlerinden alıntı yaptık. Murtun tarihçesi ile tespitlerini ise aynen aktarıyoruz.
 
Antik çağlardan beri bilinen mersin bitkisi çeşitli toplumlar tarafından kullanılmış ünlü bir bitkidir. İbranilerin ‘güzel kokulu bitki bahçeleri’ adını verdikleri çok miktarda baharat bitkisinindoğal olarak yetiştiği verimli topraklara sahip vadilerinde mersin bitkisi de bulunurdu. İbraniler mersin ağacının yapraklarını çok kullanırlardı. Antik Yunanistan'da mersin bitkisi mutfakta veya tıpta kullanılmadan evvel Yunanlılar tarafından mitolojik hikâyelerini zenginleştirmede kullanılmıştır. Yunanlılar mersini; aşk, bereket ve güzellik tanrıçası olarak kabul ettikleri Afrodit'e adamışlardır. Yunanlılar ağır yemeklerden sonra sindirimi kolaylaştırmak amacıyla baharatlı şaraplar içerlerdi; mersin bitkisinden yapılan şarap zayıf midelere salık verilirdi. Galyalılar mersin bitkisini baş tacı etmişlerdir. Nane, defne ve mersin dallarından yaptıkları küçük çelenkleri taç şeklinde başlarına takarlardı.
 
 İslâm kültüründe de mersin ağacının önemli bir yeri vardır. Nuh peygamberin büyük tufan sona erdikten sonra gemiden inince önce mersin ağacı diktiği rivayet edilmiştir. Ayrıca Âdem Peygamberin de cennetten üç şeyi yanına alarak dünyaya indiği, bunlardan birisinin dünya çiçeklerinin seyidi (iyisi, güzeli) olan mersin ağacı olduğu rivayet edilmektedir. (Diğerleri buğday ve hurmadır.)
 
     
Hambeles çiçek açarken.
 
Akdeniz’in özellikli maki türlerinden olan murt Adana ve Mersin’de halkla bütünleşmiş her safhasında da onunla birlikte olmuş. Yakacak olarak kullanılmasının yanında ilaç ve süsleme işlerinin vazgeçilmez bitkisi olmuştur. Çiçekçilerin olmazsa olmazlarındandır. Dalları  gölgelik yapımında, (Murt dallarından yapılan gölgeliğe Çukurovalılar talvar veya hayma da der.) tak, düğün salonu, sahne, kürsü süslemede kullanılır. Özellikle çiçekçilikte önemli bir yeri vardır. Tüm çiçekçiler Adana, Mersin, Hatay ve Antalya’dan murt dalları getirtirler. Murt dalları çiçek süslemenin önemli bir kaynağıdır. Çiçek buketleri onun dallarıyla güzelleşir. Her çiçek alan muhakkak murtu görür ama murt olduğunu bilmez.
 
Murt, yaprağını dökmeyen bir maki olduğundan kış yaz yemyeşildir. Kendisi ilaç olduğundan bitki hastalıkları ona hiç tebelleş olmaz. Onun için yaprakları her zaman aynı güzelliktedir. Herkesin onu çiçekçiler vasıtasıyla görmesine rağmen ünlü olamamıştır. Akdeniz sahillerinde yaşayanlar onu çok iyi tanır. Ama Anadolu insanı bilmez. Hele hambelesi hiç tanımaz.
 
Murtun aşılısına hambeles, yabanisine murt denir. Her ikisi de yenir. Hambeles sözcüğü Arapçadır. Murt - mersin o türün genel adıdır. Hambeles beyaz, murt morumsu – siyah olur. Murtun beyaz olanına da rastlanır. Murt hambelese göre daha küçüktür. Hambeles alıç, murt nohut büyüklüğündedir. Kendine has bir rayihası olmakla birlikte ağzı buran bir tadı vardır. Murt-hambelesin meyvesinde çok miktarda çekirdek bulunur. Çekirdekler lokma olarak boğazda durabilir. Su olmazsa nefes alma konusunda sıkıntı yaratır. Onun için murt yerken yakınınızda bir bardak su bulunması her zaman işinizi kolaylaştırır. 
                                
Daha önce de söylediğimiz gibi Çukurova’da murt yöre insanıyla iç içedir. Onun için murtla ilgili deyimler de türemiştir:
 
Murt gibi sarhoş
Adamda para murt gibi
Murt oldu
Murt gibi burnumda tütüyor
Ye murtunu sür çiftini
Murt gibi parası var
Gözünden murt gibi döktü
Seninki murt yemek değil bok karartmak
 
Deyimleri Çukurova’da hâlâ güncelliğini korumaktadır.
 
Murt Çukurova’da, Adana, Mersin, Hatay, Osmaniye, illerinde özellikle Adana’nın Karaisalı ilçesinde çok yaygındır. Karaisalı’ya bağlı köylerden birinin adının Murtçukuru olması yörede murtun çokça yetiştiğinin bir kanıtıdır. (Kaynaklar murtun İstanbul, Zonguldak, Sinop, Ordu, Trabzon, Antalya, İzmir, Muğla ve Samsun’da da yetiştiğini de söylemektedir.) Murtun Karaisalı’da yaygın olması halkın bu bitkiye özel bir değer vermesini sağlamıştır. Karaisalılara göre murt ulvidir. Onun için de yöre halkına “Murtçu” denilir. Karaisalılar bu lakaptan hiç rahatsız olmazlar. Bilakis “Murtçu” olmak onlar için bir övünç kaynağıdır. Adana’da kişi “Karaisalı’danım” dediğinde, karşıdaki: “Haaa öyle ise Murtçusun” diyerek hemen teşhisi koyar.
 
“Yokluk taştan katıdır” derler. Yokluğun yoğun olarak yaşandığı Karaisalı köylerinde murt satan çerçiler vardı. Sonra hambeles satmaya başladılar. Benim çocukluğumda bu işi meslek edinmiş kişiler dağlardan peştamallarla murt toplar, köye getirir, çöplerini temizlendikten sonra küfelere, heybelere doldurur köy köy dolaşarak satardı. Hatta un ile bulgur ile setikle “değiş tokuş” yaparlardı. Onun için; “Ununan bulgurunan setiğinin murt var murt” sedası hâlâ kulaklarımdadır. Karaisalılar şimdi murt satmasalar da murtçu unvanlarını hâlâ korumaktadırlar.
 
Daha önce de söylediğimiz gibi Karaisalı ve çevresinde murtun bir kutsiyeti vardır. Mezar kazacak olan kişiler murt dalları keserek ölüyü yıkamak ve defnetmek için ön hazırlık yapar. Teneşir tahtasına murt dalları döşendikten sonra ölü yıkanır. Cenaze mezara yerleştirilirken kokmasın diye murt dalları döşenir. Mezar ziyaretlerinde mezarların baş ve ayakuçlarına murt dalı dikilir. (Gazetede bir haber okumuştum. Hatay’ın ilçelerinden birinde çocukların mezarlıkta murt dallarını satarak para kazandığını yazıyordu. Bu haber de bizim dediklerimizi teyit eder mahiyettedir.) Evlerin tavanına dizilen yuvarlak direklerin üstüne uzun murt dalları yerleştirilir, üstü toprakla kapatılır.  
 
Murtun yaprakları boya yapımında da kullanılır. Yapılan boya ile bez, ip ve saç boyanır. Murt yaprakları bir kazana konur. Gerekirse nar kabuğu da karıştırılır.  İp ve el tezgâhlarında dokunmuş boyanacak bezler kazanda iyice kaynatılır. Yeteri kadar kaynadıktan sonra kurutulmaya bırakılır. Kuruyan bezler bir müddet soğuk suda dinlendirildikten sonra artık boyanan bez kullanılma hazırdır. (Çocukluğumda anam el tezgâhlarında dokuduğu bezleri, kullanacağı ipleri murt ve nar kabuğu ile boyar şalvar ve ceket diker, sonra bize giydirirdi. Anam saçımızı boyamadıysa da boyadığı bezlerden diktiği şalvar ve ceketi çok giydirdi. )
 
Karaisalılar murtun aşılanmamışına “kara murt” der. Murtu çakal, tilki ve kuşlar da yer. Özellikle çakal çok sever. Çok yediğinde kabız olur. Pisleyemez. Acı acı ulumaya “pavkırmaya” başlar. Böyle uluyan çakala “pav çakalı” denir. “Pavkırma” yörede çakal ulumasının çıkardığı sesin adıdır. Çakalın yediği murt dışkı olarak çıktığında simsiyahtır. Bu hadise; Karaisalı’da yaygın olarak kullanılan “Seninki murt yemek değil bok karartmak” deyiminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu deyim yaptığı işi iş olsun kabilinden yapanlar için kullanılır.
İncirgediği’nde, (İncirgediği benim köyümün adı, daha önce Karaisalı’ya bağlı idi. 1993 yılında Tarsus’a bağlandı.) kış gecelerinin sessizliğinde çakal “pavkırmaları” korkuyla karışık garip duygular hissettirir insana. Hele yağmur çisem çisem yağıyor, penceredeki rüzgâr uğultusu odadaki sessizliği bozuyorsa bu duygular ikiye katlanır. Çakalların “pavkırması” çok uzak mesafelerden duyulur. Köyün köpekleri “pavkırma” sesine havlayarak karşılık verir. “Pavkırmayı” birkaç köpek duymuş ise birbirine arka çıkarak gece karanlığında onları susturmak için çeşitli hamleler yapar. Ama yapılan hamlelerin hepsi boşa çıkar. Zira onların bulunduğu yere kadar gidip de onu haklayacak köpek yoktur.
 
Murt Çukurova’da hastalıklar için de önemli şifa kaynağıdır. Meyvesi, ishali deyim yerindeyse “kibrit gibi” keser. Fazla yenirse kabız yapar. Mide ağrıları için yaprakları kaynatılarak içilir. Aynı uygulama; mesane, akciğer iltihabı, bel soğukluğu, egzama hastalıklarının tedavisinde de kullanılır. Murtun antiseptik etkileri de vardır. Bundan yararlanmak için yaprakları kaynatılır, buharı damıtılır. Elde edilen su vücuda sürülür. Murtun meyvesinde bol miktarda A vitamini bulunur. Şurup yapılarak içildiğinde görme yeteneğini artırır. Hemoroit için yaprağının usaresi zeytinyağı - gülyağı ile karıştırılır hastalık bölgesine sürülür. Yaprakları kaynatılarak içilirse varis ve bacak ağırlarına iyi gelir. Yaprak ve meyveleri mikrop öldürücü, iştah açıcı, kan dindirici, özelliğe sahiptir. Meyvesi; kolit, barsak spazmı, gece körlüğüne, görme zayıflığına yararlıdır. Meyvesi hamken yenildiğinde kan tükürmeyi, sirke ile yaprağı karıştırılır başa sürülürse burun kanamasını önler. Yaprağının suyuna şeker karıştırılıp içilirse mide kanamasını, bulantıyı, kusmayı engeller. Bağırsak gazlarını giderir. Kalbi kuvvetlendirir, çarpıntıyı önler. Yapraklarından demlenen çay yüksek tansiyon için önemli bir ilaçtır. Yaprakları suda bekletilip içilirse şeker hastalığına iyi gelir. Öksürük ve boğmaca hastalığının tedavisi için meyveleri yenilir. Meyvesi baş bitini önler. Yaprağının kaynatılarak elde edilen su astım tedavisinde kullanılır.
 
“Yaprağının suyu üzüm suyu ile karıştırılıp içilirse balgam söker. Aynı uygulama solunum, idrar yolu enfeksiyonları, dizanteri, dişeti iltihapları, pamukçuk, ağız iltihapları, anjin, farenjit ve belsoğukluğuna iyi gelir. Kurutulan yapraklar dövülüp diş diplerine sürüldüğünde dişleri kuvvetlendirir. Kulak ağrıları için yaprağından demlenmiş su damlatılır. Kurutulan murt yaprağı dövülerek toz haline getirilir. Sıcağın etkisiyle oluşan pişiklerin üstüne serpilirse pişiği, koltuk altına sürülürse kokuyu önler. Yakılan yaprakların külü vücuda sürülürse tüm kötü kokuları, meyvesinin ve yaprağının suyu içilirse fazla terlemeyi önler. Bakla suyu ile yoğrulan yaprakları yüzdeki lekeleri giderir. Yaprak ve meyve haşlanır, balla karıştırılır başa sürülürse saçın ve sakalın çıkmasını sağlar. Yağı saça sürülürse siyahlaştırır, kepeği yok eder, sivilce ve çıbanları iyileştirir. Yaprağının suyu gözdeki beyaz ve sert fazlalığı (pterijium) giderir. Karanlıkta görmeyi artırır. (Fransa'da Hava Harp Okulu'nda öğrencilerin tatlı ve reçellerine mersin karıştırılır). Kadınlardaki jinekolojik akıntılarda murt yaprağının suyu bir küvete doldurulup içine oturulsa akıntıyı keser. Ağız ve boğaz yaraları için yaprakları kaynatılarak suyu ile gargara yapılır. “
               Sayılan bu faydalarından dolayı bitkinin yaprakları her mevsimde toplanır. Havadar bir yerde kurutulur. Mikrop öldürücü özelliğini etkin kılmak amacıyla 1 tatlı kaşığı kurumuş murt yaprağı üzerine 4 bardak kaynar su dökülür. 10–15 dakika demlendikten sonra hazırlanan “infüzyon” sabah akşam birer bardak içilir. Murt yağıda aynı rahatsızlıklar için kullanılır. Yağ kullanımı 10 damladan fazla olmamalıdır. Bitkinin taze yapraklarından su buharı distilasyonu ile “mersin esansı” elde edilir. Bu esans renksiz, akıcı, özel kokuludur. Takriben 100kg yapraktan 300 gr esans çıkar. “Mirtenol, sineol, terpenler” ihtiva eder. Dallarından, yapraklarından elde edilen uçucu yağ mersin esansı olarak kullanılır.
 
Orijinal adı Myrtus communis olan bu bitki Adana, İçel, Hatay ve Osmaniye, Antalya’da Murt – Hambeles olarak bilinir. Bitkinin adı literatürde mersin olarak bilinmesine rağmen bahsettiğim illerde bu isim pek geçerli değildir. Mersin denildiğinde önceki adı İçel, yeni yakında Mersin olarak değiştirilen il gelir akla.
 
Mersin adının etimolojisi hakkında da değişik rivayetler bulunmakla birlikte yaygın olanı özelliklerini anlatmaya çalıştığımız yaz kış yaprağını dökmeyen, Akdeniz iklimini çok seven, yöre insanının da murt dediği maki topluluğunun adından geldiğidir. Bu anlayış yaygın olmasına rağmen adı geçen yerleşim biriminde mersin sözcüğü bitki anlamında hiç kullanılmamaktadır. Kullanılmadığı için de “hambeles ve murt” sözcüğü türemiştir. Eğer mersin yörede meyveyi ifade etmiş olsa idi sanırım “murt” ve “hambeles” sözcükleri türemeyecekti.
 
Anadolu’da Akçaabat’a bağlı Mersin, Manisa Salihli’ye bağlı Mersinli beldesi, Ordu Perşembe’ye bağlı Mersinköy, Aydın Koçarlı’ya bağlı Mersinbeleni köylerinin olduğunu tespit ettik. Bu yerleşim birimlerinde Murt – Hambeles dediğimiz maki türü yetişmediğine göre adı geçen köyler, beldeler Mersin adını nereden ve nasıl aldı. Durum böyle olunca Mersin adının mersin bitkisinden geldiği fikri pek netlik kazanmıyor. Türklerin yurt tuttukları yerlere kendi adlarını verdiklerini düşünürsek Mersin adının, Mersin ya da Mersinli adında bir aşiretten kaynaklandığı fikri ağır basıyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Mersin Oğlu ve Mersinli Türkmen aşiretinden bahsetmesi, Mersin adının bir aşiret adı olduğu ihtimalini daha da güçlendiriyor. Ancak ile adını veren aşiretin bölgede kolunun olmayışı işi karıştırdığı gibi Mersinoğlu köyünün bulunduğunu iddia edenleri de çaresiz bırakıyor.
 
Mersin adı bir başka rivayete göre Kıbrıs Kralının Kızı Myrna’nın adından geldiği söylenir. Rivayete göre Afrodit’in lânetlediği Myrna babasına âşık olmuş ve yatağına girmiş. Kral yatağına giren kızını görünce kılıcını çekerek öldürmek istemiş. Ancak tanrılar kıza acımış babasının elinden kurtararak onu şimdiki Mersin il merkezinin bulunduğu sahile çıkarmış. Sahilde bulunan yerleşim birimi de Kıbrıs Kralının kızı “Myrna”nın adına izafeten Mersin adını almış.                     
  
              Tespitlerimize göre Mersin adının nereden geldiği konusunda üç ihtimal üzerinde durulmakta. İnternet Ödev Arşivi Com sitesinden aldığımız bilgilerde de bu üç ihtimalden söz edilmektedir. Adı geçen sitede Mersin adının nereden geldiği hususunda: “Evliya Çelebi 1670 yılında bölgemizden geçmiştir. Seyahatnâmenin bu bölümünde aynen şöyle denmektedir: ‘Kırk evli Hacı Alaittinoğlu köyünü geçerek Gerendür nehrinden sonra Mersinoğlu denilen 70 haneli bir Türkmen köyüne misafir olduk.Sait Uğur da kitabında ‘Mersin’e Mersin denilmesinin sebebi şimdiki Mersin şehrinin yakınlarında eskiden Mersinli adında bir aşiret varmış. Bu aşiret Türkistan’dan gelen bir aşiretmiş. Adı bu Türk Oymağından gelmiştir. Yoksa Mersin’deki mersin ağacından dolayı bu ismi almış değildir’ der. Sait Uğur bu düşüncesine, mersin nebatının bulunmadığı yerlerde de Mersin adını taşıyan mahaller bulunduğunu destek yapmaktadır.
 
Vital Cuınet, La Turquie D’asi Nam adlı eserinin 51. sahifesinde zamanında Mersin Zephırıum adını taşırdı ‘Bu günkü ismi, çevresinde bol miktarda bulunan murt ağacından kaynaklanmaktadır’ diyor ve ayrıca mersin kelimesinin Yunanca’da da murt anlamına geldiğini ilave ediyor. Vıctor Langlois de ‘Eski Kilikya’ isimli eserinde, Yunanca olarak yazılan diğer bir eserde Mersin adının ‘Mersin Ağaçlarından’ aldığını yazmıştır. Osmanlı Padişahı Abdülmecit’in annesi II. Mahmut’un kadınlarından Bezmi Âlem Valide Sultan’ın da şehrin adının Mersin olmasının doğru olduğunu söylediğinden bahsedilir” deniliyor. (Bilgilerin aynı olması nedeniyle üçüncü ihtimal buraya alınmamıştır. )  
 
Doğrusunu söylemek gerekirse Mersin adının nereden gelmesi bizim için pek önem arz etmiyor. Önemli olan bitkinin çok faydalı olmasına rağmen yeteri kadar araştırılmadığı, özelliklerinin ve güzelliklerinin ortaya konularak tanıtılmadığıdır. Birçok hastalıkların tedavisinde kullanılmasına rağmen ülkemizde tanınmaması çok önem arz eden bir konudur. Onun için her yurtsever her fırsatta bu konuyu dile getirmeli. Sn. Doç. Dr. Recai Ogur’un yazısı tüm akademik kuruluşlar tarafından değerlendirilmeli, sağlıkla ilgili tespit edilen sonuçlar en kısa zamanda uygulamaya konulmalıdır. Akdeniz kıyı şeridinde bulunan Çukurova, Mersin, Antalya, Hatay, Osmaniye illerindeki üniversitelerin Ziraat Fakülteleri bu konuya behemehal el atmalı. Murt – mersin – hambeles yurt içinde, yurt dışında tanıtılmalı, meyvesinin yurt içinde ve yurt dışında pazarlanması için gerekli çalışmalar başlatılmalıdır. Uzun sözün kısası deryada yaşadığımızın farkına en kısa zamanda varılmadır.
 
 
 
 
 
 
KAYNAKÇA
1. Mustafa Öztürk                           : İzmir Yöresindeki Myrtus Communis, L.’in Eko-fizyolojisi Hakkında Bir İnceleme, Doktora Tezi, E.Ü. Fen Fakültesi 1970 İzmir.
2. Mustafa Öztürk                           : Mersin (Murt ) Bitkisi, www.yumuktepe.com sitesi
2. İnt. Dr. Recai Ogur                     : Mersin Bitkisi (Myrtus communis l.) Hakkında Bir İnceleme. Ocak – Şubat- Mart 1994, Çevre Dergisi, S. 10, Ankara.
3. İnternet Ödev Arşivi Com Sitesi.   
4. Ağaçlar / Net / Forum İnternet Sitesi. ( Yayınlanan resimler adı geçen siteden alınmıştır.)

DUYURULAR
İSTATİSTİKLER